Ana içeriğe atla

bir anadolu gezisi: Akcakoca - Konuralp

Tomb of Prusias Ad Hypium at Konuralp

Yıllardır aynı turla gezilere katıldığımız için kendimizi aileden bir gibi hissediyoruz. Turla gezerken yeni yerler keşfetmenin yanı sıra, yeni arkadaşlar edinmek, bir başka turda karşılaşıp, o güzellikleri paylaşmak geziyi daha zevkli kılıyor. Bu haziran sabahında, AKÇAKOCA’ya giderken daha önceki gezilerde tanıştığımız gezgin arkadaşlarla günaydınlaştıktan sonra yolculuğumuza başladık.

Yeşilin her tonunu, hatta en güzelini Karadeniz Bölgesi bizlere sunar. Düzce’ye doğru ilerlerken bizi hiç yalnız bırakmayan fındıklar,buğday tarlaları, ağaçlar,renk renk çiçekler yolculuğumuza renk kattı. Betondan yapılmış şehirlerde yaşarken, doğaya ne kadar da hasret kalıyoruz. Bir çiçek , yeşil bir alan ve ya bir orman görebilmek için kilometrelerce yol kat ediyoruz. Yeşil yaprakların üzerinde yer alan kırmızı , ortası siyah gelincikler bu yanlış yapılaşmaya inat; taşların arasından, bahçe çitlerinin kenarından ya da buğday tarlalarının içinde ‘’ ben buradayım, ne yaparsanız yapın yaşıyorum’’ dercesine kaplamış etrafı. Yeşilliklerin içine saklanmış gibi duran Bolu’yu geçtikten sonra Konuralp’e geldiğimizde saat 12.00 olmuştu. Hava oldukça sıcaktı. Konuralp’te bulunan anfi tiyatro M.Ö. 10 - M.S. 20 y.y. yapılmış. Kuzey Anadolu’da ayakta kalan tek örnektir. 3200 yıllık bu tiyatro Roma dönemine aittir. Tiyatro 5000 kişiliktir. Tonoz kemerlerin içinden servis yolları bulunur. Tiyatroya girmek için kullanılan yan giriş bölümlerine OPİDODOMOS, oturma yerlerine KAVEA, sahneye SCENA adı verilir Roma döneminde .

1323 tarihinde Konuralp Osmanlı hakimiyetine alınmış. Konuralp’te on iki ayrı uygarlık hüküm sürmüş , Rus harbinden sonra Kafkaslar bu yöreye yerleşmiştir. Konuralp bir kale şehridir. Etrafı surlarla çevrilidir. Bu tiyatronun yapımında kullanılan horasan harcı; ince kum,saman,kireç ve yumurta akından yapılırmış. Bu harcın kullanıldığı binaların çok sağlam olduğunu rehberimizden öğrendik. Konuralp müzesini gezdikten sonra Akçakoca yolumuza devam ettik.

Akçakoca, Düzce iline bağlı. Adapazarı, Bolu, Zonguldak illerinin kesişme noktasında yer alır. Akçakoca , Düzce’nin sayfiye yeri gibidir. Henüz Ege ve Akdeniz sahilleri bilinmezken yerli turistlerin ilgi gösterdiği yerlerden biriydi. İlk pansiyonculuk 1960-1972 yıllarında bu ilçede başlamıştır. Son yıllarda iç turizm de azalma yaşansa da , eski değerini kazanmaya başlamıştır. M.Ö. 650’li yıllarda Kaunos tarafından ‘’DİA’’ (parlak kayalar) adı verilmiştir. Byttinia Kralı I.Prousios buraya Kieros- Prosias adını verir. Bizans döneminde şehire parlak kayalardan dolayı Diapolis denir. Bizans döneminin sonuna doğru Akçaşar adını alan şehir, Osmanlı döneminde Akçaşehir olur. 1323 yılında şehri fetedebilmek için Osman Gazi, Konuralp ve Akçakoca beyler görevlendirilir. Fetih sonunda şehrin adı Akçakoca olur. 1927 yılında ilçenin otantik evleri çıkan yangınlarda birer birer tarihin içinde kaybolurlar. İlçede modern binalar yerlerini almış durumda. Zamana direnmeyi sürdüren Mehmet Arif Köşkü günümüze kalmayı başarmıştır. Akçakoca ilçesinin 35 km. uzaklığındaki kıyı şehrinde yer alan geniş ve kaliteli kumsalı,berrak ve temiz denizi, Ceneviz Kalesi, Fakıllı mağarası ile dikkat çeker. Ayrıca Karadeniz Ereğli’si yolu üzerinde, şehir merkezinden 7 km. uzaklıktaki Çayağzı-Kumlupınar plajı uzanıyor. Kentin batısında Karasuya doğru biraz virajlı bir yolla ulaşılan çok sayıda koy bulunuyor. Yeşilliklerle bezenmiş yamaçların arasında sıkışan bu küçük koyların birinde, doğayla başbaşa bir gün geçirebilirsiniz. Akçakoca’nın 7 km. güneyinde Fakıllı köyünde bulunan mağaranın 1,5 km uzunluğunda olduğu söyleniyor. Ceneviz Kalesine geldiğimizde, isterseniz sağ taraftaki toprak yol sizi, dia kayalıklarının yanındaki harika plaja ulaştırır. Sol tarafa devam ederseniz yeşillikler içindeki Ceneviz Kalesi sizin ziyaretinizi bekler. Kaleye girince sağ tarafdaki çay bahçesinde mola verdikten sonra yeşilliklerle beraber kale içinde aşağı inmeye başladık. Burası piknik alanı olarak değerlendirilmiş. Ağaçların arasından görünen masmavi denizi takip ederek , dik merdivenlerle aşağı inince belediye plajına ulaştık. Bu plajın arkasındaki tepeler büyük ıhlamur ağaçları ve yeşilliklerle örtülmüş. Kale, 1216 yılında Ceneviz’liler tarafından yapılmış. Tuğla ve moloz taşlardan inşa edilmiş. Ceneviz’liler döneminde önemli ticaret merkeziymiş. Altın ve bakır cevherlerini ,işleyerek Mısır’a kadar gitmişler. Kale 1320 yılında Osmanlıların eline geçmiş. Kurtuluş Savaşı sırasında mavnacılar (denizciler) getirdiği malzemelerin büyük önemi vardır. Verilen emekler sonucunda Akçakoca ilçesine İstiklal Madalyası verilmiştir..

Yemek için molayı limana yakın bir lokantada verdik. Lokanta bahçesi liman manzaralı,temiz,şirin bir yer. Lokantanın ikinci katında bulunan balkondan manzara harikaydı. Limana girişte size iki adet deniz feneri eşlik eder. Balıkçı kayıkları liman içinde yan yana sıralanmış. Balık,salata,kalamar,karidesli menüden sonra sadece bu lokantada yapılan tatlıyı mutlaka tatmanızı öneririm. Tel kadayıfın arasında fındık ezmesi bulunuyor. Üzerine dondurma ve Osmanlı (dağ) çileği ile servis yapılıyor.

Yemekten sonra Akçakoca Merkez Camii’ni gezdik. Camii altıgen biçimli, özgün mimari eserdir. Dışardan pek belli olmayan vitraylar gün ışığını tamamen caminin içine yansıtıyor. İçerden bakıldığında mavi vitrayların güzelliği belli oluyor. Camiinin içi aydınlık,ferah,huzur verici bir sadelik içinde.

Akçakoca’nın en çok Osmanlı çileği, kestane,kestane balı, fındığı meşhurdur. Halkın % 90 fındıkçılıkla uğraşır. Fındık,şimşir,defne,ıhlamur,kestane ağaçları yolları kaplar ve ayrı güzellik katar ilçeye. Sahil şeridindeki çay bahçelerinin önünden ilerlerken dönüş saati de yaklaşmıştı artık. Merdivenlerle sahile inerek kumsala oturduk. Bir efsaneye göre ; iki taşı alarak bir birbirine üç defa vurup, dilek tutulur. Birinci taşı yakına, ikinci taşı uzağa dalgaların arasına atarsınız. Deniz kızları akşam sizin dileğinizi yerine getirirse en kısa zamanda Akçakoca’ya tekrar gelirsiniz. Tabii bizde dileklerimiz tuttuk. Dalgaların eşşiz müziği, denizin mavisi ve göğün akşam renkleri arasında vedalaştık Akçakoca’yla.

Eğer dinlenmek,sakinlik ve huzur arıyorsanız mutlaka bu şirin ilçeye uğrayın. Bizim bir pazar gezimiz bu anılarla tamanlandı. Sizin geziniz hangi pazar bilinmez. Deniz kızları sizinde dileklerinizi umarım gerçekleştirir ve tekrar Akçakoca’da buluşuruz......

NURPERİ ÜNSAL
Mon Jul 7, 2003 fotoGezi

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kurtuluş Savaşının Kadın Kahramanları: Şerife Bacı

Yıl 1921, Aralık ayında kar birdenbire bastırmış, Küre ve Ilgaz dağlarından geçen İnebolu-Ankara yolu kapanmıştı. Cepheye giden nakliye kolları geceye kalmadan yakın köy ve hanlara sığınmışlardı...

Oğlumla Datça'da

“Palamutbükü’ne gidelim” dedi oğlum. “İyi de nerede kalınır peki?” dedim. Pansiyon araştırdım ama pek matah bir yer bulamadım. Çoğu Palamutbükü ahalisinin işlettiği, internete bakıldığında haklarında türlü şikayetler olan müesseseler. Velhasıl ucuz, temiz, nezih, samimi ve mütevazı bir yer bulamadım. Oğluma “neden Datça’da kalmıyoruz, istediğinde gidip Palamutbükünde doyana kadar yüzersin” dedim. “Uyar” dedi.

Erzincan'da Uzaydan Görünen Atatürk Portresi

Erzincan merkezinin altı kilometre kuzey batısında, Menderes Caddesi üzerinde Işıkpınar köyünün bir kilometre doğusunda, Keşiş Dağı'nın batı yamacında uzaydan bile görülebilen bir Atatürk portresi ve imzası... İşte Google earth'den kendiniz görün...