Ana içeriğe atla

Sakarya Şehitleri Anıtı ve Sakarya Köyü'nün Öyküsü

Polatlı Zafer Anıtı

Eskişehir'den Ankara yönünde giderken Polatlı'ya yaklaştığımızda yolun kuzey tarafında beyaz merdivenli bir anıt yapı dikkatimizi çeker hep, önünden geçip giderken, ne olduğunu bilmeden... Merak ettik, gittik baktık... İşte Sakarya Şehitleri Anıtı ve Sakarya Köyü'nün öyküsü...

Ankara'nın Polatlı ilçesinin bir kilometre kuzeybatısında, Şehitlerkaşı Karatepe mevkii, İstiklâl Savaşı’nda Yunan Ordusunun ulaştığı son noktadır. Sakarya savaşı sırasında Polatlı yakınlarında Tırnaksız köyünü de işgal etmiş, işgal öncesinde Türk ordusunun tümen komutanı, işgal sonrasında ise Yunan ordusu komutanı bu köyde kalmıştır. Tırnaksız köyünün yanıbaşındaki Velidede, Karatepe, Beştepe, Adatepe gibi tepeler hem Türk Ordusu ve hem de Yunan ordusu için önemli savunma mevzileri olmuştur. Bu tepeler için yapılan muharebelerde her iki taraf da çok sayıda kayıp vermiştir.



Kırım Tatarlarınca kurulan Tırnaksız köyü savaştan sonra Atatürk tarafından Sakarya olarak adlandırılmış. Polatlı’dan Konya’nın Yunak ilçesi istikametinde merkez ilçeye 14 km mesafede. Millî mücadelenin önemli kadın simalarından ve Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yıllarından itibaren hikaye ve romanları ile bilinen Halide Edip Adıvar ve Yakup Kadri Karaosmanoğlu da savaş sırasında Sakarya köyünde kalmış. Ama ne yazık ki:
"Epeydir boş olduğu söylenen iki katlı bu evin önce alt ve sonra da üst katına orijinalliğini hâlâ koruyan basamaklı merdivenden çıkarak geziyoruz. Alt katta, daha önce evi kullananlara ait olduğunu düşündüğümüz bazı eşyaları sağa-sola dağınık vaziyette görürken bir ara yerde Arap harfleri ile ve muhtemelen Osmanlıca olarak yazıldığını düşündüğümüz bazı kâğıt parçalarını fark ediyoruz, bu tür tarihi belge olduğu belli olan evrakların sahipsiz ve sorumsuzca yerlerde bulunması hepimizi rahatsız ediyor. Sonra üst katta Halide Edip’in kaldığı söylenilen odayı ziyaret ediyoruz. Bomboş durumda ve inşa edildiği dönemdeki ahşap doğramalarının hâlâ bugün dahi ayakta olduğunu görüyoruz. Üst kattaki balkon korkulukları orijinal haliyle ayakta dururken, söz konusu binanın kültür varlıkları listesine alınıp korunması gerektiğini düşünüyorum..."
diyor, Ertuğrul Karaş, Fikirde Birlik, Kırım Tatar Aylık İnternet Dergisi fikirdebirlik.org'daki yazısında...

Sakarya Köyü:
"Kırım Savaşı'ndan (1853) sonra Romanya'nın Köstence ve Bulgaristan'ın Pazarcık bölgesinde bir süre ikamet edip daha sonra bu bölgeye gelen; Hacı Bavbek Bayar,Yusuf Sezginer, Hacı Ömer Özcan, Hacı Osman Balcı, Ali Altay ağalar tarafından 1908 yılında kurulmuş. Daha sonra aynı bölgelerden göç edenlerle nüfusu 450-500 kadar olmuş. İstanbul'un işgali ve daha sonra Eskişehir'in de elden çıkması sonucu buradaki akrabalarının köye gelmesiyle bu nüfus artmıştır. Henüz asfalt ana yollar yapılmadan önce Günyüzü- Polatlı yolunun geçtiği, Tuz Gölünden Sivrihisar'a giden tuz götüren deve kervanlarının geçtiği bir uğrak noktasıdır. Ben o günleri yani kervanların geçtiği dönemleri yaşadım. Ve develerin üzerine binebilmek için koşuşturduğum günleri anımsarım."

"Sakarya Savaşı öncesinde; Velidede Tepesine siper kazma işlerinde bütün köy; çocuk, kadın demeden herkes bu kazı ve hazırlık döneminde yardımcı oluyor. Köy 12.Grup ordu karargahına ev sahipliği yapıyor. Halide Edip Adıvar o bölgeleri savaştan sonra gezmiş ve "Elle, tırnakla kazılmış çukurlar vardı."diyor. 12. Grup ordu karargahı'nı hemen köyün yanındaki Yarıkkaya denilen bölgede, Velidede tepesinin eteklerinde ve harman yerlerinde kuruyor. Harman zamanı olduğu için bir yandan harman kaldırma işleriyle erzaklarını temin etmeye çalışırken bir yandan da ordunun ihtiyaçlarını temin etmek için gayret içine girerler. Eli silah tutabilecek olanlar hemen askere alınıyor. Yaşlılar, kadınlar ve çocuklar diğer işlere bakıyor. Köyün su sıkıntısı vardır. Bir kısımı köyün çevresindeki kuyulardan, şırşır çeşmesi ve Yarıkkaya Çeşmesinden tahtadan yapılı metiy dediğimiz varillerle sürekli, su taşırlar. Bu su zaten köylüye zor yeterken, bir anda ordu karargahı olunca ihtiyaç da o nispette artmıştır. Köylüler suyu kendilerinden çok askerlere ve askeri görevlerde kullanılan hayvanlara verirler. Ağustos'un sıcağında suyun damlası dahi çok değerlidir."

"Ordu Komutanları, öğretmen Yaşar Adak'ın dedesi o zaman muhtardır, onun evinde kalırlar. Benim dedem de İstanbul Fatih Medresesinden mezun olmuş, köyün hem imamı, hem de öğretmenidir. Daha alt düzeydeki ordu mensupları diğer evlere dağılırlar."

"Velidede tepelerinde çok şiddetli çarpışmalar olur. Kıran kırana bir savaş. Fakat Yunan 7.Tümen'i hem sayı olarak, hem de teknolojik silah gücü olarak çok üstündür. Savaşın 3. günü Velidede Tepesi ve Tırnaksız Köyü Yunanlıların eline geçer. O sırada köydeki kadınların bir kısımı günlük işleri de yürütmek zorundadır. Örneğin, koyunları sağarken yanlarına kurşunların düştüğünden bahsederler. Yunanlıların 3 günde ordumuzu geri püskürtmesi beklenmiyen bir olaydır. Süngü süngüye çok çetin bir çarpışma olur. Bizim bir alay komutanımız burada şehit olur. Bir alay komutanımız da yaralanır. Bir günde 4 km.lik geri çekilme olur. Ordumuz Adatepe'ye çekilir. Orada da tutunamıyacak, daha gerilere Eskipolatlı sırtlarına kadar çekilecektir."

"Savaştan önce çok yer gezmiş, çok zülum görmüş olan köy halkı tutunabildiği son toprak parçasından koparak kaçmayı hiçbir zaman düşünmez. Köyün ileri gelenleri nasıl bir tavır izleyeceklerini hemen karara bağlarlar. Köyde yaşlılar, kadınlar, çocuklar,muhtar,ve köyün imamı ve öğretmeni olan dedem kalır. (Dedem, Sarıkamış'ta askerlik yapmış, tek kurşun atamadan donan askerler arasında sağ kurtulup, Suriye Şam cephesine gönderilip orada İngilizlere esir düşüp, daha sonra esir değişiminden sonra, köyünden 6 yıl kadar ayrı kalıp, dönmüş, o sırada da hastadır.) Köylüler gerek evlerindeki odaların tabanlarına, gerekse bahçelerinde çeşitli yerlere sığınaklar kazmışlar. Onları güzelce kamufle etmişler. İşgal altında kaldıkları 13 gün boyunca buralarda yaşamışlar. Aç ve susuz kalmışlar. Kadınları ve kızları koyun pisliğini sulandırıp, yüzlerine ve saçlarına sürerek hem çirkin hem de kökü kokmalarını sağlamışlar."

"Köyün yaşlıları henüz Rusça'yı unutmamışlardır. Rusça ve Romence'yi çok iyi bilmektedirler. Köy Yunanlıların eline geçince Yunan ordu mensuplarına kendilerinin Rus olduklarını söylüyorlar. Rusça konuşmaları ve onlarla görüşenlerin sarışın renkli gözlü olmaları Yunanlıları ikna ediyor. Türk Ordusu'na yardım eden Sovyetler Birliği ile aralarının bozulmasını pek istemeyen Yunanlılar köye zarar vermiyorlar. Bu durum daha sonra ellerine geçirecekleri diğer Kırım göçmeni köylere de bir ışık olacaktır. Çünkü onlara da dokunmuyorlar. Savaştan hemen sonra köye gelen Halide Edip Adıvar anılarında şöyle anlatıyor:"

"Bir hafta kadar bir Tatar köyünde kaldım. Onları Rus saydıkları için Yunanlılar bir şey yapmamışlardı. Köy çok temiz bir yerdi. Kadınları yorgun değil, çocuklar okuyup yazıyordu. Mektep hocaları vardı. Kısacası, Anadolu'da o sınıf halkın biraz üstünde görünüyorlardı. Bunlar elli yıl önce, Kırım Muharebesi sırasında göç etmişlerdi. O zaman Türkiye'nin büyük meselesi ,nüfusunun azlığı olduğu için, bir gün İsmet Paşa'ya Kırım'dan göçmen getirtmek için fikrimi söyledim." diyor.

Bu kahramanların fotoğraflarını bulduk. Halide Edip Adıvar'ın kaldığı evi belirledik.
diye aktarıyor, Dr.Mansur Sezginer, Polatlı, vatankirim.net'teki yazısında...

Halide Edip, 8 Eylül 1921’de Duatepe’de meydana gelen çarpışmaları Hakimiyeti Milliye Gazetesinin 15 Eylül günkü nüshasında anlatırken şunları söylüyor:
“Atlarımızın etrafında bir toz bulutu var. Sağdan, soldan uzun saman kolları geçiyor. Sağda yamaca sığınmış, mütevazı bir hastane çadırı!.. Biraz sonra bir parıltı ve müşiş bir gümbürtü dağlara uzanıyor. Karapınar'ın arkasındaki toplarımız faaliyete geldi diyorlar. Bu, uzun ve müşiş inilti, dağlarda birbirine cevap vererek uzayan dev sesleri buna top faaliyeti diyorlar.

Şimdi tepedeyiz, etrafta daha az sert, fakat daha pis ve engin tarrakalar vadilerde ve tepelerde dolaşıyor. Derin bir siperin içinde kürklü bir gölge var. Telefonla kalın bîr sesle emir veriyor. Bu, Grup Kumandanı Kâzım Bey!.. Duatepe'ye onun fırkaları hücum ediyor.

Başkumandan ayakta arkasında geniş bir pelerin uzaklara bakıyor. İsmet Paşa daha iyi dinlemek için başını telefona eğmiş. Biraz uzakta Fevzi Paşanın geniş arkası görünüyor. Omuzları önüne mütemayil dağlara bakıyor. Etrafta gelen giden yaverler. Siperin içinde harekât işini devam ettiren zabitler var. Önümüzde bir ova, karşımızda çepçevre müdevver içice sarı, kızıl, mor dumanlı dağlar. En garpta sarı iki yüksek tepeli bir dağ, işte o Duatepe ve biz ona hücum ediyoruz.

Güneşin en yüksek, rüzgârın en kuvvetli olduğu anda kavga azıyor. Duatepe'nin üstü birkaç ağızlı yanardağ gibi dumanları tâ gökte!.. Yanındaki sırtlarından ve arkasındaki Kartaltepe'nin dargın ve siyah zirvelerinden topraklar, dumanlar fışkırıyor. Coşkun ve ebedi bir homurtu ortasında rengârenk dumanları beyaz kandiller gibi uçuşan şarapneller bu semavî teranenin sahnesidir. Bu bir dev dünyasına benziyor. İşte artık bir yer görünüyor. Topların köpüren, azan, çıldıran iniltileri arasında bir şey işitilmez oldu, bakıyorum. Fevzi Paşanın omuzları dua eder gibi büsbütün eğilmiş, Başkumandanın mavi gözleri yükseklere bakıyor, göğe akıyor. İsmet Paşanın gözleri sabit bîr ateşe benziyor. Biraz ilerde neferlerin yanık yüzlerinde kalbi buran bir bekleyiş bir ıstırap var. Bir otomobil arkamızda kumandanları hemen aldı götürdü. Ben sevgili kardeşlerimin arasındayım: Dizlerimin altında taş, başımın üstünde duman ve ateş var...

Hangi an bilmiyorum. Uzaktan bir dört nal sesidir. Zabit arkadaş yanımıza geliyor, bir fırkamız arkadan Çekirdeksiz'e girdi. Duatepe'deki Yunanın arkası çevrildi. Bütün ordunun ruhunu Duatepe'den çıkan zafer birbirine vurmuş gibi tepede kumandan, zabit nefer hepsinin nazarları Duatepe'de. Toplar susmuş, duman dağılmış... Düşmanın kaçan kollarından çıkan toz bulutlarını ufuklarımızın ziyası parlatıyor, Duatepe'nin üstünde bir tek adam ayakta duruyor, o çıkanlardan ilk sağ vâsıl olan neferdir. Belki dua ediyor: "Allahım! Türk milletini daim koru!..."”
Halide Edip, 15 Eylül 1921, Hakimiyeti Milliye Gazetesi
Sakarya Şehitleri Anıtı, Polatlı

Mustafa Kemal Paşa Samsun'dan Ankara'ya ne şartlarda ve nasıl ulaştı? Atatürk'ün Ankara yolculuğunun bilinmeyen öyküsü: Ankara Beynam Ormanları ve Beynam Atatürk Evi...
Kurtuluş Savaşı bu evde kazanıldı: Atatürk ve Fikriye Hanım'ın öyküsü...
Anıtkabir hakkında bilinmeyenler: Anıtkabir'in öyküsü...
Ankara Anıtkabir'den görüntüler...

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kurtuluş Savaşının Kadın Kahramanları: Şerife Bacı

Yıl 1921, Aralık ayında kar birdenbire bastırmış, Küre ve Ilgaz dağlarından geçen İnebolu-Ankara yolu kapanmıştı. Cepheye giden nakliye kolları geceye kalmadan yakın köy ve hanlara sığınmışlardı...

Oğlumla Datça'da

“Palamutbükü’ne gidelim” dedi oğlum. “İyi de nerede kalınır peki?” dedim. Pansiyon araştırdım ama pek matah bir yer bulamadım. Çoğu Palamutbükü ahalisinin işlettiği, internete bakıldığında haklarında türlü şikayetler olan müesseseler. Velhasıl ucuz, temiz, nezih, samimi ve mütevazı bir yer bulamadım. Oğluma “neden Datça’da kalmıyoruz, istediğinde gidip Palamutbükünde doyana kadar yüzersin” dedim. “Uyar” dedi.

Erzincan'da Uzaydan Görünen Atatürk Portresi

Erzincan merkezinin altı kilometre kuzey batısında, Menderes Caddesi üzerinde Işıkpınar köyünün bir kilometre doğusunda, Keşiş Dağı'nın batı yamacında uzaydan bile görülebilen bir Atatürk portresi ve imzası... İşte Google earth'den kendiniz görün...