Ana içeriğe atla

bir anadolu gezisi: BEYPAZARI

Old Beypazarı Street

Beypazarı , Ankara’nın 98 km. kuzeybatısında, Ayaş, Güdül, Polatlı, Nallıhan, Seben, Kıbrıscık, Çamlıdere ilçeleri ile çevrili. Osmanlı döneminde Bursa Hüdavendigar Sancağı’na bağlı bir bucak iken, 1868 yılında Anlara Sancağı’na bağlı bir ilçe olmuş. Beypazarı, tarihi ‘’İpek Yolu’’ üzerinde binlerce yıllık geçmişi olan kültürel zenginliği ile sizi kucaklar. Selçuklu ve Osmanlı mimari tarzında tarihi eserleri ve Safranbolu’lu ustaların ilçeye yerleşmesi ile tarihi evler günümüze miras kalmış. İlçe sokaklarını gezerken tarihi yolculuğa çıkarsınız. 150-200 yıllık,ahşap evler sizi çok eskilere götürür. Kimbilir bu evlerde neler yaşanmış, ne sevinçler, hüzünler, mutluluklar bilinmez! İki katlı, beyaz badanalı, ahşap çerçeveli bu evlerin içini görmek istersiniz. Sessiz, sakin ama yaşanmış, hayat dolu bu mekanlar sizi tarihin içinde bir yolculuğa götürür. Evler cumbalı ve guşkanalı olan iki veya üç katlı yapılardır. Temel duvarlar taştan, geri kalan kısımlar ahşaptan yapılmıştır. Evlerin tavan arasındaki bölümünün çatıdan yükselerek çıkmasına ‘’GUŞKANA’’ denir. Beypazarı Kültür Evi (müze), Nurettin Karaoğuz tarafından bağışlanmış. Bu müzede kaybolan halk kültürünü, yaşam biçimini hatırlatan eserleri ve antik eşyaları görmeniz mümkün. İlçe topraklarında Hititler, Frigler , Galatlar, Romalılar, Bizanslılar, Selçuklular ve Osmanlılar egemenlik kurmuşlar. ‘’Beyhazar’’ olan ismi büyük öneme sahip olan pazarı nedeni ile Beypazarı olarak değişmiş.

Bütün bu bilgileri rehberimizden aldıktan sonra , ünlü Beypazarı Maden Suyu fabrikasına gittik. Herkese maden suyu ikram edildi. Fabrika bahçesinde mini moladan sonra Beypazarı gümüş çarşını gezdik. Özellikle telkari işçiliği mükemmel olan gümüş atölyelerini ve mağazalarını gezerken zamanın nasıl geçtiğini anlamadık. Öğlen saati olduğunda herkes açıkmıştı. Fakat rehberimiz bize sürpriz yapmak için, yöresel yemeklerin adlarını söylememekte ısrarlı davranınca, iyice meraklandık. İlçe sokaklarında rehberimizin arkasında gezerken küçük bir lokantaya gittik,üst kata çıktık. Herkes merak içinde etrafını incelerken garsonlar yemekleri getirmeye başladı. İlçeye özgü bir yemek olan güveç (etli pilav) , alttan ısıtmalı taş fırınlarda ve özel toprak kaplarda yapılıyor. Yaprak sarması ve baklava ile nefis bir yemekten sonra ilçeyi gezmeye devam ettik.

İpek yolu döneminde kullanılan hanları gezdikten sonra Hıdırlık Tepeye doğru yola koyulduk. Oldukça dik yokuş çıktıktan sonra, çay bahçesi olarak kullanılan tepede oturduk. Sonbahar güneşi içimizi ısıtırken, taze demlenmiş çayımızı içiyor ve ilçeye kuşbakışı bakıyorduk. Kırmızı çatılı, beyaz duvarlı evlerin arasından ağaçlar ve minareler yükseliyordu. Bu da ilçeyi çok sevimli gösteriyordu. Kireç taşı gibi beyaz, ince ve uzun bir tepe tam önümüzdeydi. Bunun adının ‘’dinazor sırtı tepesi’’ olduğunu rehberimizden öğrendik. Yine ilçe sokaklarında dolaşarak alışverişe başladık. Grup alışverişe meraklı idi. Beypazarı kurusu, havuç lokumu, asma yaprağı, gümüş takılar derken tüm çarşıyı dolaşmış olduk. Artık akşam olmak üzere idi ve rehberimizin bize yeni bir süprizi vardı. Sarıyer baraj gölüne gitmek üzere otobüse bindik. Beypazarın’dan çıkarak yolumuza devam ederken bir duman bulutu ile karşılaştık. Burası oldukça büyük alana yayılmış kömür madeni işletmesi idi. Bacalardan çıkan zehirli duman etrafı kirletiyordu. Maalesef yapılan tüm şikayetlere rağmen , hiçbir tedbir alınmamış . Üstelik düşük kaliteli linyit çıkarılıyormuş. Ama çevreye verdiği zararın büyük olduğu hemen fark ediliyor.

Gökyüzü akşam renklerine boyanmaya başladığında, Sarıyer Barajı yakınlarındaki lokale gelmiştik. Baraj gölü hemen önümüzdeydi. Gökyüzünün sarı,kırmızı,kavuniçi,lacivert,mavi renkleri göl sularına yansıyarak,harikalar yaratmıştı. Kelimeler anlamlarını kaybetmiş, sessizlik hüküm sürüyordu. Tam karşımızda , yavaş yavaş kayan , kocaman kırmızı güneşe bakarken, herkes bir şeyler düşünüyor, düşlüyor fakat konuşamıyordu. Çünkü harika bir sonbahar günü bitmişti........

Eğer yolunuz Beypazarın’dan geçerse; Boğazkesen Kümbeti, Suluhan Kervansarayını, İvazdede ve Yediler Türbelerini, Sultan Akşenseddin ve Kurşunlu Camilerini gezmeyi unutmayın!!!!

Bu şirin beldemizin kültürel mirasının günümüze kadar taşınmasında katkıda bulunan Sn. Beypazarı Belediye Başkanı Av. Mansur Yavaş’a ve bu bilgileri bizlere aktaran değerli rehberimiz Doç. Fatih Müderrisoğlu’na teşekkür ederiz..

NURPERİ ÜNSAL - 5 Temmuz 2003 fotoGezi

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kurtuluş Savaşının Kadın Kahramanları: Şerife Bacı

Yıl 1921, Aralık ayında kar birdenbire bastırmış, Küre ve Ilgaz dağlarından geçen İnebolu-Ankara yolu kapanmıştı. Cepheye giden nakliye kolları geceye kalmadan yakın köy ve hanlara sığınmışlardı...

Oğlumla Datça'da

“Palamutbükü’ne gidelim” dedi oğlum. “İyi de nerede kalınır peki?” dedim. Pansiyon araştırdım ama pek matah bir yer bulamadım. Çoğu Palamutbükü ahalisinin işlettiği, internete bakıldığında haklarında türlü şikayetler olan müesseseler. Velhasıl ucuz, temiz, nezih, samimi ve mütevazı bir yer bulamadım. Oğluma “neden Datça’da kalmıyoruz, istediğinde gidip Palamutbükünde doyana kadar yüzersin” dedim. “Uyar” dedi.

Erzincan'da Uzaydan Görünen Atatürk Portresi

Erzincan merkezinin altı kilometre kuzey batısında, Menderes Caddesi üzerinde Işıkpınar köyünün bir kilometre doğusunda, Keşiş Dağı'nın batı yamacında uzaydan bile görülebilen bir Atatürk portresi ve imzası... İşte Google earth'den kendiniz görün...