

Adaların İstanbul'a hem en uzak, hem de en büyüğü olan Büyükada, vapurdan iner inmez tarihi iskelesi ve büyük çarşı meydanıyla kucaklar sizi. Sol tarafa doğru adanın ünlü balık lokantaları uzanır. Anadolu Kulübü tesislerine uzanan sağ taraftaki yolda çay bahçeleri ve balıkçı barınağı yer alır. Birahanelerin, midye tavacıların ve cafelerin dizildiği karşınızdaki yol sizi çarşıya sokar. Tezgahlardaki ve dükkanlardaki ürünler taze ve kaliteli olmakla birlikte, Bostancı'dan getirildiği için pahalıdır.

Faytoncuların bulunduğu meydanda bisiklet kiralama yerleri de var.
Ağer adayı yudum yudum koklamak istiyorsanız, 23 Nisan caddesinden başladığınız motorlu araç trafiğinden uzak yürüyüşünüzde belki zaman zaman faytonların nazik zil sesleri uyaracaktır.

Sağ tarafınızda Turing tarafından işletilen Büyükada Kültürevi'ni göreceksiniz. Burada yaz aylarında çay, kahve, aperatif yiyecekler bulabilirsiniz. Eğer Ada'nın erkencilerindenseniz, sabah kahvaltınızı burada yapabilirsiniz. Kültürevi'nde Cuma, cumartesi ve Pazar akşamları klasik müzik konserleri de verilmektedir.
Yürüyüşümüze devam edersek, sağ tarafımızda bir taş kule dikkatimizi çeker. Kulenin yer aldığı büyük bahçe Büyükada Tenis ve Su Sporları Kulübü'ne aittir. "Salkım Hanımın Taneleri" filminde adı geçen Seferoğlu Köşkü, bir zamanlar bu bahçede yer alırdı. Ancak 1999 yılında yaşanan yangın, köşkü kül etti.
Yolun sonunda gri beyaz rengi ile Ahmet Emin Yalman Yalısı'nı görürüz. 1999 yılında Turing'e verilen ve restorasyonuna başlanan yalı, kurumun içine düştüğü ekonomik kriz nedeniyle tamamlanamadı.

Büyükada'da motorlu trafik yok. Atlı trafik var. Binalar sanki bir eski bir avrupa ya da kanada şehri havası veriyor. Ama çoğu çok bakımlı ve çoğu da yararlanabileceğiniz hizmetler veriyor.
Anayoldaki atlı ve bisikletili trafikten uzaklaşmak istedik ve gördüğümüz dar ve dik bir merdiven sokaktan, nasıl olsa bir yol buluruz diyerek tepeye doğru çıktık. Sokak giderek bir patikaya dönüştü. Ve yanılmamışız... Toprak bir orman yolu bulduk. Ilık bir bahar-ilk yaz sabahı kuş sesleri ve muhteşem çiçek kokuları arasında tertemiz bir havada, çok keyifli bir yoldan yürüyerek, yetimhane olarak tanınan metruk ahşap binanın batı tarafından "Lunapark" olarak anılan birlik meydanına çıktık. Birlik meydanı adanın en yüksek tepesinde bulunan Aya Yorgi kilisesine çıkmadan önce faytonla gidebileceğiniz en uç nokta. Gerisini yürümek zorundasınız... Atla da
gidebilirsiniz eğer isterseniz...
Arnavut kaldırımı tarzında döşenmiş bir yoldan tepeye tırmandık. Önce tepedeki aya yorgi kilisesini ziyaret ettik. Pazar ayini yeni bitmişti. Genç bir papaz bizi karşıladı. İçeride hafif sesle bir ortodoks korosunun sesi duyuluyordu. Tütsülerin ve mumların kokusu etrafı sarmıştı. 600 yıllarından kalma kilise bu gün de hem ibadete hem de ziyaretçilere açık.


Dönüşte yolumuzu biraz uzatıp toprak bir yoldan adanın en güney ucundaki kayaya kadar gittik. Daha sonra büyük tur yolunu takip ederek ilçe merkezine yöneldik. Yürüyüşümüz boyunca etrafta serbestçe dolaşmaya bırakılmış atlar ve taylar bize eşlik etti.
Biraz da şehir merkezini dolaştıktan sonra vapurumuza atlayıp İstanbul'a döndük..

Sonra evli evine, Ankaralı trenine dönmek üzere dağıldık...
Bu harika bir keşif gezisiydi. Bir dahaki sefere birlikte gideriz.. :)
Fotoğraflar