Ana içeriğe atla

Bir Tren Yolculuğu Öyküsü

Ankara Train Station

Tren yolculukları bambaşka olur... Orada evinizde, işinizde, yolunuzda her gün görmeye alıştıklarınızdan bambaşka şeyler görürsünüz...

Diesel Locomotive & Engineers

Ilık bir bahar akşamı. Ankara Garında Çukurova Mavi Trenini arıyorum. İkinci peron. Yeraltı geçidinden geçip vagonumu ve yerimi buluyorum. Oturuyorum. Yepyeni bir vagon. Yolcular yavaş yavaş yerlerini almaya başlıyorlar.

Old Ankara Train Station

Zayıf, üzerinde tozlu bir parka, on günlük sakal, darmadağınık kır saçlar... Parka belli ki işte kullanılmış, üzerinde sanki inşaat tozu var. Çekinerek giriyor. Baş önde, dikkatle bilgisayar çıktısı biletini kontrol ediyor. Çekinerek birisinin yanına ilişiyor.. Belli ki numarası orası.. Parkasını çıkarıyor, dikkatle katlayıp yerleştiriyor, içi muflonlu, kazağı eskimiş ama gayet kaliteli görünüyor.. El sallayan yok.. Yolcu eden yok.. Bir torbanın içinde iki çeyrek ekmek görünüyor. "Yolun açık olsun!" diye geçiyor içimden...

Trenimiz Sıhhiye ve Hacettepe'den geçiyor. Tanıdık yerlerden bir yabancı gibi geçiyoruz. Mamak.. Gün batıyor.. Lacivert ışıklı bir gökyüzü.. Evlerin sarı soluk ışıklı pencerelerden bir sıcaklık yayılıyor..

Şehrin karanlık sokaklarından kırmızı mavi ışıklarını yakmış bir araba geçiyor, bir cankurtaranmış.. Turuncu parlak ışıklar sokakları aydınlatıyor.. Şehir yaşıyor..

Dağınık kır saçlı adam bir gazete çıkardı okuyor. "Evet" gazetesi..
"AB'ye gol attık!!" Gazeteyi 20 cm.de tutuyor.. Belli ki uzağı görmekte zorlanıyor..

Ipod'umda opera uvertürleri çalıyor.. "Verdi".. Beyaz bulutlar ayın önünü örtüyor, ay kadar parlak..

Yolun ilerisinde tepedeki bir şehrin sarı ışıkları karanlıkta pırıl pırıl parlıyor.. Bir kuyumcu dükkanının ışıl ışıl vitrini sanki..

Gökte pırıl pırıl dolunay var..

"Bu kadar güzel olmaya hakkın var mı?
Kalbimi çalmaya hakkın var mı?"

Hem biraz bacaklarım açılsın, hem tren durdukça temiz hava almak için kapı aralığına çıkıyorum. Ufak tefek, zayıf, güleç yüzlü bir köylü.. İnmeye hazırlanıyor. Kanlıca istasyon binası yıkılmış. Osmanlı'dan kalmış. Yeterli eleman yokmuş.. Çatlaklar varmış.. Karasenir'de daha önce durmuyormuş. Belediye Başkanı Akpartiliymiş. "Arası yirmi dakika, yürünür" diyor.. "Gece yarısı, yürünmez" diyorum. "Benim kasabam Kanlıca'ya 8 km." diyor. Yürüyecek.. "İyi akşamlar.." diyor, atlıyor, gecenin karanlığında kayboluyor..

Kayseri ve Niğde'de öğrenci grupları biniyor.. Dikkatimi çekiyor, aralarında hiç kız yok.. Gayet neşeli ve samimi bir şekilde şakalaşıyorlar..

Tekir Pass at Taurus Mountains

En lacivert renklerle gün doğuyor.. Sabah saat beş. Ufuklarda başı dumanlı ve karlı Toroslar tüm heybetiyle beliriyor.. Gökyüzünde bulutlar pembeleşiyor.. "Uçan pembe filler" beliriyor.. Günün ilk ışıkları Torosların karlı tepelerini pembeye boyuyor. Yemyeşil vadilerden, yamaçlardan kıvrıla kıvrıla ilerliyoruz.. Güneş yeşili en parlak
renklerle boyuyor..

Kondüktör gözlüklerini burnunun ucuna düşürmüş:
"EVEEET! ULUKIŞLA! YENİ BİNENLEER !!!"

Old Railcar on Trans-Taurus Mountain Railway

Biz güneye gidiyoruz ama güneş trenin bir sağında, bir solunda.. Perdeler teker teker iniyor..
"Gidiyorum, gurbeti gönlümde duya duya,
Ulukışla yolundan Çukurova'ya"  
demekte Faruk Nafiz Çamlıbel, sanki tren çamlıbellerden geçtikçe...

Pozantı.. Gün başlıyor.. Hayat canlanmış.. İnsanlar kalabalıklar halinde, Çukurova'ya işe gidiyorlar.. Tren doluyor.. Ağaçların arasında giderek daralan bir yoldan ilerliyoruz. Ağaçların dalları ve yaprakları neredeyse trenin pencerelerini sıyırıyorlar...

Train Travel trans-Taurus Mountains

Tüneller.. Tüneller.. Kah yemyeşil vadilerden, asırlık ağaçların arasından, kah derin yeşil vadilerin üzerinden, kah tünellerden geçiyoruz.. Artık gelirken gördüğümüz Torosların içindeyiz.. Küçük bir kız çocuğu koridorlarda bir öne bir arkaya koşturuyor.. Tünele giriyoruz.. Çaktırmadan babasının yanına koşuyor..

Aniden büyük bir aydınlığa çıkıyoruz.. Hacıkırı.. Torosların yamaçlarından uçsuz bucaksız uzanan, yemyeşil ışıl ışıl Çukurova'ya bakıyoruz..

Yenice.. Çukurova'dayız.. Buğdaylar sararmış bile..

Birazdan ineceğim, toparlanıyorum..

Waiting for Departure Time

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kurtuluş Savaşının Kadın Kahramanları: Şerife Bacı

Yıl 1921, Aralık ayında kar birdenbire bastırmış, Küre ve Ilgaz dağlarından geçen İnebolu-Ankara yolu kapanmıştı. Cepheye giden nakliye kolları geceye kalmadan yakın köy ve hanlara sığınmışlardı...

Asteriks, Loreena McKennitt, Enya ve Yozgat

Sabahın erken saatinde tur otobüsünü bekliyorum. Durağa gelen bir kaç hanım "Yozgat'a mı gideceksiniz?" diye soruyor. "Evet" diye cevaplıyorum. İçlerinden birisi "Napacaksınız Yozgat'ta, işiniz mi yok?" diye soruyor. "Siz niye gidiyorsunuz?" diyorum. "Ben Yozgat'lıyım" diyor. Doğrusu bu durum Yozgat hakkındaki genel kanıyı özetliyor. Oysa ben size: "Enya, Loreena McKennitt ve Asteriks aslen Yozgat'lıdır" desem ne derdiniz?

Trikopis ve Atatürk'ün Öyküsü

Yunan ordusu'nun Sakarya Meydan Muharebesi'ndeki yenilgisinden sonra Mayıs 1922'de General Anastasios Papoulas'ın yerine Yunan hükümeti tarafından Küçük Asya Ordusu'nun başına General Hacıanesti başkomutan olarak atandı. Hacıanesti 26 Ağustos 1922'de Türk ordusu'nun başlattığı Büyük Taarruz'dan iki gün sonra görevinden istifa ederek Yunanistan'a kaçtı. Yerine General Nikolaos Trikupis getirildi. Ancak iletişim yetersizliği nedeniyle bu atama kararı iletilemeden Trikopis Halit Bey (Akmansü) komutasındaki 4. Kafkas Fırkasına esir düştü. Mustafa Kemal Paşa ve kurmayları İsmet Paşa (İsmet İnönü), Halit Akmansu, (Dadaylı Halit), Asım Paşa (Asım Gündüz), Yunan Ordusu Başkomutanı Trikopis'i, Uşak İli Merkez Bozkurt Mahallesi, Hisarkapı Uluyolu'nda karargâh binası olarak kullanılan Kaftancızadeler Konağında karşılamış, Başkomutan Trikopis'in silah ve kılıcını teslim almıştır. Yunan Başkomutanı Trikopis kendisine karşı kötü muamele beklerken A...