Ana içeriğe atla

Toroslarda Bir Saklı Cennet: Sunturas



Mersin ve Antik bir öneme sahip Tarsus'u barındıran verimli Çukurova'nın hemen kuzey batısında, Medetsiz, Aydos, Yıldız gibi, en yüksek tepeleriyle 3000 metreleri aşan Orta Torosların, adından da anlaşılacağı gibi tepelerinden kar pek eksik olmayan Bolkar dağları uzanır. Çukurova'lılar belki de Yörük geleneğinin bir devamı olarak yazları genellikle yaylalarda geçirmeyi severler. Yaylalarda köylüler yazın yüksek obruklardan keçi postlarına doldurdukları karları eşek sırtında yayla köylerine indirip, kalaylı bakır tasların içinde rendeleyip, üzerine renk renk reçeller dökerek "karsambaç" denilen bir tatlı yapıp satarlar.

Güneyde termometrelerin 40'lı rakamlara yaklaştığı bir zamanda Toroslarda bir keşfe çıkalım dedik. Çevreyi iyi bilenler bize Sunturas'dan bahsettiler. "Haydi!" deyip Akdeniz'in ılık sularından Torosların tepelerinin yolunu tuttuk ...



Mersin Mezitli yakınlarındaki Antik Soli-Pompeiopolis Kenti yakınlarından Kuzucubelen, Fındıkpınarı yaylası yoluna döndük. Gözne, Bekiralanı tarafından da gelmek mümkün. Gözne ve Fındıkpınarı Mersin'lilerin rağbet ettikleri yaylalar. Ama şimdi sizinle bir fotogezi keşfine çıkacağımız gizli cennetler Mersin'in yerlileri tarafından bile pek bilinmeyen yerler...

Kâh genişletilmiş asfalt yollarda, kâh dar köy ve yayla yollarında ilerlerken önce nem azalmaya, sonra sıcaklık düşmeye başladı. Derken çam kokulu tepelerin üzerinde bulutlar belirmeye, esen rüzgar iyice serinlemeye başladı... Bazen bulutların içine dalıp, bazen parlak güneşin altında, orman yollarından ve yayla köylerinden geçerek dağlara doğru yolumuza devam ettik.

"Sunturas neresi?" diye sora sora Fındıkpınarı yaylasını ve Yüksekoluk Köyünü geçtikten sonra Çağlarca Köyüne geldik. "Santuras neresi?" diye sorduğumuzda "Bura" cevabını aldık.

Burada "Santa Iras" adında çok ilginç ve temiz bir restoran ve alabalık tesisi var. Tabii ki ilk yaptığımız iş oturup alabalıkların tadına bakmak oldu... Ama doğrusu bu ya ben alabalığın bu kadar lezzetli bir balık olduğunu burada öğrendim. Suyunun ve havasının soğuk oluşundanmış. Balığımızı olağanüstü bir manzaranın tepesinde, vadinin en dibinden dağın en tepesine kadar çevreyi 360 derece görerek ve dünyanın üç boyutlu ve muhteşem bir yer olduğunu algılayarak keyifle yedik. Servisi düzenli ve lavaboları da gayet temiz.



Yemekten sonra şelaleyi aramaya keşfe çıktık. Gerçi zor olmadı, çünkü "Şelaleye burdan gidilir" yazan levhanın gösterdiği yolu vadiye doğru inip, "bu patika nereye gidiyor acaba?" diyeceğiniz yerde patikayı izleyince bitki örtüsünün arasında gizlenen şelaleyi aniden görüyorsunuz. "Sesini duymuyor musun?" gibi bir soru akla gelebilir, ama cennet tarifi gibi, "altından ırmaklar akan" bu yerde her taraftan şırıltılar geldiğinden sesi takip etme seçeneğimiz yoktu. Gerçi karşılaştığımız birilerine "Şelaleye burdan mı gidiliyor?" diye sorunca "evet" demeleri de yardımcı oldu tabii... Şelale deyince aklınıza Düden şelalesi gelmesin tabii. Bu daha çok bir kişisel şelale... Ama oldukça yüksekten duş şeklinde dökülüyor. Vadinin tabanına kadar havuzlar yaparak iniyor. Siz siz olun vadinin tabanına dere yatağına kadar inin derim...



Burada her tarafta görüp kendinizi Karadeniz'de sanabileceğiniz geniş yapraklı bir bitki var. Yanılmadınız... Çünkü bu subtropik bitki kivi. Karadeniz'de de yetiştiriliyor.



Sunturas adının nereden geldiği hakkında rivayet muhtelif. Hz. İsa'nın arkadaşlarından Tarsus'lu Havari Aziz Paul'un arkadaşlarından birisi olduğu da söyleniyor. Torosların isminin buradan geldiği aslının Aziz Toros (Saint Taurus) olduğu bile söyleniyor. Bölgede, Toroslarda aşağı yukarı her hakim vadinin tepesinde rastlanacağı üzere bir de kale var. Ama biz biraz hazırlıksız gittiğimiz için ancak döndükten sonra öğrenebildik.



Buralarda zamanın nasıl geçtiğini anlamamışız. Derken dönüş zamanımız gelmiş. Biz de Toroslar'dan doğan suların takip ettiği yollardan Akdeniz'e doğru yola çıktık. Su bidonlarımızı da Torosların enfes pınar sularıyla doldurduk tabii...



Torosların bu bölgesinde tarih ve doğa o kadar zengin ki... Gerçi cennet vatanımızın her köşesi öyle zaten... Gittikçe, gördükçe getirebildiklerimi sizinle paylaşmaya devam edeceğim... Leyleği havada görün.



Bu blogdaki popüler yayınlar

Kurtuluş Savaşının Kadın Kahramanları: Şerife Bacı

Yıl 1921, Aralık ayında kar birdenbire bastırmış, Küre ve Ilgaz dağlarından geçen İnebolu-Ankara yolu kapanmıştı. Cepheye giden nakliye kolları geceye kalmadan yakın köy ve hanlara sığınmışlardı...

Asteriks, Loreena McKennitt, Enya ve Yozgat

Sabahın erken saatinde tur otobüsünü bekliyorum. Durağa gelen bir kaç hanım "Yozgat'a mı gideceksiniz?" diye soruyor. "Evet" diye cevaplıyorum. İçlerinden birisi "Napacaksınız Yozgat'ta, işiniz mi yok?" diye soruyor. "Siz niye gidiyorsunuz?" diyorum. "Ben Yozgat'lıyım" diyor. Doğrusu bu durum Yozgat hakkındaki genel kanıyı özetliyor. Oysa ben size: "Enya, Loreena McKennitt ve Asteriks aslen Yozgat'lıdır" desem ne derdiniz?

Trikopis ve Atatürk'ün Öyküsü

Yunan ordusu'nun Sakarya Meydan Muharebesi'ndeki yenilgisinden sonra Mayıs 1922'de General Anastasios Papoulas'ın yerine Yunan hükümeti tarafından Küçük Asya Ordusu'nun başına General Hacıanesti başkomutan olarak atandı. Hacıanesti 26 Ağustos 1922'de Türk ordusu'nun başlattığı Büyük Taarruz'dan iki gün sonra görevinden istifa ederek Yunanistan'a kaçtı. Yerine General Nikolaos Trikupis getirildi. Ancak iletişim yetersizliği nedeniyle bu atama kararı iletilemeden Trikopis Halit Bey (Akmansü) komutasındaki 4. Kafkas Fırkasına esir düştü. Mustafa Kemal Paşa ve kurmayları İsmet Paşa (İsmet İnönü), Halit Akmansu, (Dadaylı Halit), Asım Paşa (Asım Gündüz), Yunan Ordusu Başkomutanı Trikopis'i, Uşak İli Merkez Bozkurt Mahallesi, Hisarkapı Uluyolu'nda karargâh binası olarak kullanılan Kaftancızadeler Konağında karşılamış, Başkomutan Trikopis'in silah ve kılıcını teslim almıştır. Yunan Başkomutanı Trikopis kendisine karşı kötü muamele beklerken A...