Ana içeriğe atla

Zehra Ana ve Karakız

Houses at Cukuroren Highlands

Karaşar Çukurören Yaylası

...Ve Karaşar'dan Köroğlu Dağlarına doğru orman yolundan yolumuza devam ediyoruz. Çukurören yaylasına ulaşıyoruz. Biz çeşme başında Karaşar'dan aldığımız köy ekmeklerini, domates, peyniri yemeye hazırlanırken, Mustafa Bey bizi biraz ilerdeki çardağa çağırıyor. Yaylada herkes ya akrabası, ya tanıdığı... Ev sahipleri bize ayran, peynir ve tereyağı kıvamında enfes bir yoğurt ikram ediyorlar. Mis gibi köy ekmeğinin üstüne sürüp yemenin tadına doyulmuyor...

Burada tüm hayvanlar açıkta otluyorlar. Yani tüm yedikleri doğal. Dolayısıyla süt, peynir, yoğurt ve yumurtaları da tamamen doğal. Hormon ya da kimyasal madde içermiyorlar. Yaylanın suyu harika. Köroğlu Dağlarından gelen kar suyu... Keşke bidon getirseydik diye düşünüyorum...

Zehra Ana

Sohbetten sonra teşekkür edip etrafı dolaşmaya ve fotoğraf çekmeye çıkıyoruz. Derken Mustafa Bey bir başka eve doğru gözden kayboluyor ve bizi çay içmeye çağırıyor. Ev sahibesi halası. Zehra Ana çok hoş sohbet bir hanım. Bizi bırakmıyor, çay ikram ediyor. Mustafa Bey'e "Mıstık" diye hitap ediyor. "Biraz evvel gelseydin odun taşırken sırtımda yükümle fotoğrafımı çekerdin..." diyor, elimde fotoğraf makinasıyla beni görünce Zehra Ana. Fotoğraf çektirmeyi seven bir model bulmuşken "Gene çekerim..." deyip makinama sarılıyorum. "Ama arkası aydınlık, burası gölge, karanlık çıkar yüzlerimiz..." diyor Zehra Ana bana dolgu flaşı kullanmam gerektiğini hatırlatarak...

Yaylada elektrik yok. "Gece o sizin oturduğunuz yere oturuyorum" diyor Zehra Ana, "Şu karşıki tepenin ardından ışıklarını yakmış uçaklar çıkıyor teker teker, şu tarafa giden İstanbul'a gidiyor, bu tarafa giden Ankara'ya..." "Aydede tepeye geldiğinde saat yarım oluyor... Kalkıp yatıyorum. Ertesi gün saat beş buçukta horozların, kuşların sesleriyle erkenden kalkıyorum. Gün doğmuş oluyor. Günün en güzel zamanı. İnekleri dışarı çıkarıyorum... İşte günler böyle geçip gidiyor..."

Zehra Ana - Karaşar

Karakız

Zehra Ana sohbeti seviyor... Biz tatlı tatlı sohbet ederken güneş ufka yaklaşıyor, ışıkları pembeleşiyor. Biraz ilerideki meydana bir dana yaklaşıp sesleniyor, geldiğini haber veriyor. Zehra Ana "Kızııım... Geldin miii? Geel..." diye seslenerek danayı çağırıyor. Dana hoplayıp zıplayarak sevinçle eve geliyor. Zehra Ana, danacığını çocuk gibi öpüyor, seviyor, onunla konuşuyor, içeri alıyor. Dana bizi merak ediyor, yanımıza gelip bizimle de tanışıyor... Aileden biri gibi... Biraz ilerde çocuklar koşuşturarak, seslenerek danalarını topluyorlar...

Burada herkes kendi ihtiyacını karşılamak zorunda ve herkes ancak kendi ihtiyacı kadar yapıyor. Zehra Ana'nın bir ineği, onun da bir danası var. Dana, Zehra Ana'yı özlemiş olsa gerek, erkenden geldi. İnek henüz ortalıkta yok. Her sene Mayıs ayında inekleriyle birlikte yoldan yürüyerek Karaşar'dan yaylaya geliyorlar, Ağustos sonunda da yürüyerek Karaşar'a dönüyorlar.

Burası çoluk çocuk gelebileceğiniz, hatta grup olarak gelebileceğiniz, çevrede doğa yürüyüşleri yapabileceğiniz bir yer. Daha doğrusu mutlaka gelip görmeniz gereken bir yer. Ama gelmeden önce Mustafa Beşbınar'ı arayın. Önceden haber verirseniz sizin için hazırlık da yapabilirler. Bu dünya tatlısı insanları tanımak, dostluklarını paylaşmak bambaşka...

Karaşar Belediyesi: 0 312 775 11 44
Mustafa Beşbınar: 0 536 327 08 03

Zehra Ana ve Karakız

Çöpleriniz İneklerimizi Öldürüyor!

Ancak çevre konusunda çok hassaslar... Etrafı kirleten, çöplerini bırakanları hiç istemiyorlar. "Naylon poşetlerini bırakıyorlar!" diye söyleniyor Zehra Ana... "İnekler yiyor, hastalanıyorlar..." "Burda kaç tanesi öldü..." Zehra Ana'yı ve sevimli danacığını tanıyınca bir ineğin ne demek olduğunu, daha doğrusu kim olduğunu daha iyi anlıyor insan...

"Elim ağırdır!" diyor Zehra Ana... "Birinciyi ıskalarsam, ikinciyi sektirmem! Taşı kafasına indiririm adamın!" derken şaka yapmadığını çok iyi anlıyorum... Zehra Ana şakacı, güler yüzlü, hoş sohbet ve kibar ama yeri geldiğinde otoritesini de hissediyorsunuz... Yerine göre de sözü oturtuyor... "Çamlar kuruyor..." diye endişeli Zehra Ana... "Kırk senedir bu yaylaya gelirim... Hiç böyle görmemiştim..."

Bu dünyada Çukurören'i insanlarıyla, atlarıyla, danalarıyla, tavuklarıyla, civcivleriyle, horozlarıyla birlikte görüp Zehra Ana'yı tanımazsanız hayata ve insanlığa dair bir şeyler eksik kalır...

Cheering for Life

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kurtuluş Savaşının Kadın Kahramanları: Şerife Bacı

Yıl 1921, Aralık ayında kar birdenbire bastırmış, Küre ve Ilgaz dağlarından geçen İnebolu-Ankara yolu kapanmıştı. Cepheye giden nakliye kolları geceye kalmadan yakın köy ve hanlara sığınmışlardı...

Erzincan'da Uzaydan Görünen Atatürk Portresi

Erzincan merkezinin altı kilometre kuzey batısında, Menderes Caddesi üzerinde Işıkpınar köyünün bir kilometre doğusunda, Keşiş Dağı'nın batı yamacında uzaydan bile görülebilen bir Atatürk portresi ve imzası... İşte Google earth'den kendiniz görün...

Trikopis ve Atatürk'ün Öyküsü

Yunan ordusu'nun Sakarya Meydan Muharebesi'ndeki yenilgisinden sonra Mayıs 1922'de General Anastasios Papoulas'ın yerine Yunan hükümeti tarafından Küçük Asya Ordusu'nun başına General Hacıanesti başkomutan olarak atandı.

Hacıanesti 26 Ağustos 1922'de Türk ordusu'nun başlattığı Büyük Taarruz'dan iki gün sonra görevinden istifa ederek Yunanistan'a kaçtı. Yerine General Nikolaos Trikupis getirildi. Ancak iletişim yetersizliği nedeniyle bu atama kararı iletilemeden Trikopis Halit Bey (Akmansü) komutasındaki 4. Kafkas Fırkasına esir düştü.

Mustafa Kemal Paşa ve kurmayları İsmet Paşa (İsmet İnönü), Halit Akmansu, (Dadaylı Halit), Asım Paşa (Asım Gündüz), Yunan Ordusu Başkomutanı Trikopis'i, Uşak İli Merkez Bozkurt Mahallesi, Hisarkapı Uluyolu'nda karargâh binası olarak kullanılan Kaftancızadeler Konağında karşılamış, Başkomutan Trikopis'in silah ve kılıcını teslim almıştır. Yunan Başkomutanı Trikopis kendisine karşı kötü muamele beklerken Atat…